
|
|
|
|
|
İNSANLARI YARGILAMAK YERİNE KENDİMİZİ SORGULAMAK
Neden giden çocukluğumuza gitti
diyoruz? Neden çocukluğumuzu özlem ile anıyoruz da o günleri geri getiremiyoruz
?
Bizler değil miyiz
üç yaşında beş yaşında farkına bile varmadan hayatı büyük bir başarıyla sorgulayan
? Sürekli sorular sorarak hayatı anlamaya çalışan ? Hayatı bir o kadar doğal yaşayan,
bir o kadar korkusuzca ve özgürce. Ne oluyor bizlere büyüyünce yoruluyor muyuz yoksa
büyümek böyle bir şey mi? Biz artık bize verilenleri alıyor, kendimizi yormadan
öğretilenler ile yetiniyoruz, sorgulamayı bırakıyor ve sadece verilenler ile yetiniyoruz.
Sorgulamak yerine yargılamayı tercih ediyoruz ve bir o kadar da sorgulayanlara karşı
geliyoruz. Sormadan kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nereye gittiğimizi ne yapacağımızı
nasıl anlayabiliriz? Ne üretebiliriz? Neyi çözebiliriz? Sadece yargıya dayalı hayatla
çözülebilecek hiçbir şey yok. Farkına bile varamıyoruz…
Doğuyoruz, büyüyoruz ve ölüyoruz; Yemek yemek, çalışmak, eğlenmek… Her şey çok güzel.
Ev alıyoruz, araba alıyoruz, çalışıyoruz… Peki, neden dünyaya geliyoruz? Var olma
sebebimiz tüm bunları yapmak mı? Sonuçta var olan bu kusursuz sistemde doğmak, büyümek,
para kazanmak ve eğlenmek mi?
Nedense çocukluk yıllarından sonra
bizler sorgulamayı bırakıyor sadece yargılamayı ve bize verilenler ile yetinmeyi
tercih ediyoruz. Sonuç çoğunun içeride tuttuğu, sakladığı o içte huzursuz hayat
ve mış gibi yaşamalar. Mış gibi yaşamalar çünkü seçimlerimiz farkına varmadan böyle
oluyor. Mutluymuş oyunu oynuyoruz, huzurluymuş oyunu oynuyoruz. Ama sürekli oynuyor
ve mış gibi yaşıyoruz. Bunun için yalanlar üretiyoruz, bunun için maskeler türetiyoruz
ve sorgulamayı bırakıyoruz. O çocukluğumuzda bize saflıkla öğrenmenin kapısını açan
sorgulama yöntemimizi unutup da o saflığı bir kenara bırakıp şimdiki kılıflarımızı
geliştiriyoruz. Ve kendimiz için oluşturduğumuz bu kılıfların en derinliklerinde
sadece kendimizi mutsuz ediyoruz ve özünde bunu sadece kendimiz biliyoruz.
Düşünüyorum da insanlar nedense
kendilerine dönmek, kendilerini görmek, tanımak ve anlamak yerine yargılamayı seçiyor.
Neden derseniz sanırım daha kolay. Kendimiz ile yüzleşebilmek herhalde tam cesaret
isteyen bir durum. Yargıladığımız zaman hayat daha kolay geçiyor çünkü kendimizi
görmek yerine sürekli suçları üzerine atacağımız sorumluluklardan kurtaracağımız
birilerini sokuyoruz hayatımıza. Ne kadar kolaylaştırıyoruz hayatımızı ya da biz
böyle düşünüyoruz. Bütün bu yargılama alışkanlıklarımızı yaşamak öylesine kolay
geliyor ki bizlere ama zihnimizde oluşturduğu hasarların ne kadar darbeli olduğunun
farkında bile olamıyoruz çoğu zaman maskelerimizin ardında.
İnsan doğasında bulunan gerçekleri
bastırdığı ve özenle yarattığı maskelere sığındığı müddetçe sahte acılar, sahte
mutluluklar, sahte duygular , sahte düşünceler ya da kısaca sahte bir dünyada sadece
yargılamaya devam edecektir.Rahibe Teresa’nın çok sevdiğim bir sözü vardır: “İnsanları
yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. “ Oysa sevgi tüm canlıların temel de
ihtiyaç duyduğu bir duygu değil mi? Nice filmler, nice eserler yok mu o yüce sevgi
ihtiyacımızı anlatan? Sevgi uğrunda değil mi açlık, yokluk çekmemiz, acı çekmemiz
ve daha nicelerini… bunca yargılamanın için de ve o çocukluğumuzun getirdiği saflıkla
oluşturduğumuz sorgulama yöntemini bastırarak
kendimizi göremezken gerçek ve maskesiz bir sevgi yaşamak mümkün mü acaba
?
Eğer kendi doğanla
baş başa kalabilme cesareti gösterebilirsen, eğer çocukluk saflığınla kendi içinde,
kendi adına o sorgulamayı yapmayı başarabilirsen, eğer ben kimim, neden mutsuzum
, neden acı çekiyorum…..neden sorularını yargılamadan ama safça sorgulayabilirsen
işte o zaman gerçek gücü, gerçek enerjiyi , yeni
umutları ve tekrar özlem duyduğun o çocukluğunda bıraktığın gerçek enerjiyi
ve tazeliği yakalama saadetine ulaşabilirsin.
N.Zeynep ÇALIŞAL GİDER
|